Açıklama
| Baskı Tarihi | Haziran 2023 | Baskı Boyutu | 13,50 x 19,50 cm |
|---|---|---|---|
| Baskı Sayısı | 2. Baskı | Kağıt Cinsi | 2. Hamur |
| Cilt Tipi | Ciltsiz | Çevirmen | |
| Sayfa Sayısı | 246 | Yayın Dili | Türkçe |
₺320.00 ₺218.00
Soru: Acaba, ibadet yani din ve kulluk, insanı köleleştiriyor mu? Yoksa insanı aşağı, kötü, çeşit çeşit köleliklerden kurtarıp, gerçek bir vazifeli olduğunu bildirip, ona yüksek bir şeref mi sağlıyor?
Cevap: Evet, insanda iki temel eğilim var: Biri, ya firavun gibi sahte güç, kudret sahibi olup ilahlık iddiasında bulunacaktır. İkincisi: Veya muhtaç olduğu ve korktuğu nice sayısız şeylere köle olacaktır… Dinsiz bir insan için bu iki şıktan başka yol yoktur. Dindar ve gerçek inanmış insan ise; din ve iman sayesinde, o sahte sayısız ilahlara köle olmaktan kurtulur, gerçek (hakk) ilah ve mabud olan Allah’a kul ve asker olur.
O’nun emriyle, izniyle iş görür ne geçmişin üzüntüsünü çeker ne de geleceğin korkusunu… “İyi bilin ki; Allah’ın gerçek dostları ne korkarlar ne de üzülürler…” İşte bir tarafta, bu ayetin çerçevelediği insan modeli, diğer tarafta, kendisine faydası çok az olan paranın, seksin, daha nice sahte tutkuların tutsağı olan insan tipi…
| Baskı Tarihi | Haziran 2023 | Baskı Boyutu | 13,50 x 19,50 cm |
|---|---|---|---|
| Baskı Sayısı | 2. Baskı | Kağıt Cinsi | 2. Hamur |
| Cilt Tipi | Ciltsiz | Çevirmen | |
| Sayfa Sayısı | 246 | Yayın Dili | Türkçe |
Sadece bu ürünü satın almış olan müşteriler yorum yapabilir.
-31% İndirimTarihin seyri seferinde yer alan milletler cemiyet hayatına önemli gördükleri milli ve manevi değerleri sunmuşlardır. Bunlar çeşitli kategorilerde ve branşlarda ana bilim dallarına mensup olabilirler. Fakat diğer yanda teknoloji başka bir dünyanın kapılarını aralar. Ve insanların ihtiyaç duydukları gereksinimleri çevreyi bozmadan bilgi ve beceri yöntemlerini devreye alabilir. Anlatacağımız hikayenin kahramanları buna benzer kazanımları elde etmiş Türk Milletinin makus talihini değiştirecek buluşlara imza atan vatansever insanlardır. 1965 yılından itibaren cemiyet hayatına akademisyen olarak katılan Çelebiler ailesi daha sonra Amerika Birleşik Devletlerinde insan yetiştirme metodolojisine uygun olarak Türkiye Cumhuriyeti Devletine bilim ve teknoloji alanında çok değerli katkılar vermişlerdir. Bu katkının adı Bülent Çelebidir ve Amerika Birleşik Devletlerinin Silikon Vadisinde buluş yapan on mucidden birisidir. Söz konusu olan kablosuz internet modemi Airties’i ülkemize getirerek Türkiye Cumhuriyeti Devletinin tarihine altın harflerle adını yazdırmıştır. Şu anda Silikon Vadisinin Türkiye temsilciliğini yapmaktadır. Bu teknoloji Bülent Çelebi’nin ellerinde Kafkaslara kadar uzanarak Türk Dünyası ile buluşmuştur. Bu vesileyle Bülent Çelebi Çelebiler ailesinin Melikgazi’den başlattıkları tarihi yolculuğu Amerika Birleşik Devletlerinde teknolojide yeni bir çığır açarak insanlığın hizmetine sunmuştur. Kendisine Çelebiler ailesi olarak sağlık başarı ve esenlikler diliyoruz.
Araştırmacı Yazar Ziya Şahin…
-32% İndirimRuh üflemenin üç manası var:
A) Çamur elementleri, DNA olunca, insan diğer hayvanların çoğundan daha az gene sahip olmasına rağmen, kendindeki 22 bin gen arasındaki bilgi-işlem bütün hayvanlardan hatta kâinattan daha çok bilgi-işleme sahiptir. İşte Biyolojik Ruh budur ve bu döllenirken oluyor. Yüz yirmi gün sonra ruh üfleniyor, bilgisi yanlıştır.
B) Normalde bir hayvan olan insan, sayısız dilleri, bilimleri, yasaları ve soyut değerleri öğrenirken Allah tarafından (Sonsuz Sistemden) bunlar ona ruh oluyor. Onu gerçek Âdem yapıyor.
C) Tevrat’ta ve Kur’an’da asıl ve gerçek ruh manasında tekrarla kullanılan ve bütün evrenin logosu ve mantığı olan dini öğretiler ve yasalar, insanlığın sosyal ve kalbî hayatına üflenir. İnsan gerçekten İnsan-ı kâmil olur. Aristo insanı tarif ederken, daha çok ikinci bentte anlatılan noktayı vurgu lamış. İnsan düşünen ve bu düşüncesini dile getiren hayvandır, demiş. Birinci bentteki bilgi ise onun zamanında tam bilinmiyordu. Fakat 2350 yıl önce o boyuta form dedi. Ve o formu anima (ruh) olarak) anlattı.
Bugün materyalize olmuş fen ilimleri henüz bu seviyeye tam gelebilmiş değildir. Fakat seksenden sonra gelişen yazılım ve bilişim teknolojisi, hem Aristo’yu doğruluyor. Hem bilim adamlarını o zirve noktaya zorluyor.
-32% İndirimBirincisi: Bir metinde gerçek mana budur, demenin bir belgesi, bir test edicisi olması gerekir. O belgeyi ve o test edici noktayı bize gösteren, dinin ana konularının dengesinden ortaya çıkan soyut güzelliktir. Bir metin için bu mecazdır, diyebilmek için o mecazî mananın, belagat ilminin şartları çerçevesi içinde olması gerekir. Bu iki prensip esas alınmazsa ve bunun sonucu olarak mecaz olan metinleri gerçek mana olarak dayatmak ve hakikat olan bilgileri mecaz diye görmek ve göstermek cehaletin hükümferma olmasına güç verir. Orta yolu gösterecek, ifrat ve tefriti önleyecek sadece şu dört mihenktir: 1) Dinin temel konularının mantalitesi. 2) Belagat ilmi. 3) Mantık ilmi. 4) Hikmettir (fen ilimleridir.) Bediüzzaman, Muhakemat’ın 5. Mukaddimesinde bu bilgileri bize verdikten sonra aynı kitabın Birinci Makalesinin Sekizinci Meselesinde ise:
Mecaz için farklı karineler olabilir; mesela bir metnin mecaz olduğuna dair, metnin akıl yönünden muhal olması karine olabileceği gibi; metin dışından başka maddi bir delil veya sıradan bir delil veya metnin bağlamı o metnin mecaz olduğuna karine olabilir. Ayrıca Kur’an’ın başka ayetlerinde geçen bazı hakikatler de diğer ayetlerin mecaz olması için karine olabilir” diye söylüyor. Ve bazen de bazı ayet ve hadislerin mecaz olduğu kabul edildiği halde tercümede maksut mana esas alınmaz da meal esas alınır. Dolayısıyla mecaz olan o ayet ve hadislerin mucizevî güzelliği ve belagati yine kaybolur, diye dinî neşriyatın yazar ve yayıncılarını uyarıyor.
İkincisi: İslam âleminde bugünkü bilimlere uygun olarak varlık ve hayat algısı oluşmuyor. Çünkü Müslüman âlimler her bir bilim dalından sadece bir parça biliyorlar. Bilimsel bir fotoğraf ortaya çıkmıyor. Dolayısıyla sağlıklı bir varlık ve hayat algısı oluşmuyor. Bediüzzaman bu içinden çıkılmaz sorunu Muhakemat kitabında şöyle tasvir etmiştir: Nasıl ki, başka âlemden bu küreye gelen tasvirci bir nakkaş farz olunsa: Hâlbuki ne insanı ve ne insanın gayrisinin (insandan başka canlıların) tam suretini (fotoğrafını) görmemiş; belki her birisinden bazı azasını görmekle insanın tasviri veyahut gördüğü eşyanın umumundan bir sureti tasvir etmek isterse; meselâ, insandan gördüğü bir el, bir ayak, bir göz, bir kulak, yarı yüz ve burun ve amame (sarık) gibi şeylerin terkibiyle bir insanın timsali yahut nazarına tesadüf eden atın kuyruğu, devenin boynunu, insanın yüzünü, aslanın başı bir hayvanın sureti yapsa; nasıl ki imtizaçsızlıkla kabil-i hayat olmadığı için şerait-ı hayat (hayat şartları) böyle ucubelere müsait değildir, diyecekler ve nakkaşı ittiham edecekler.. Şimdi bu kaide, fenlerde (bilim dallarında) aynen cereyan eder (geçerlidir.) Çaresi odur ki: Bir fenni esas tutup sair malûmatını avzen ve zenav (havuz veya havuza akan arklar) gibi yapmaktır. Yani eğer kişi bir ilmi esas alırsa; esas aldığı ilmi havuz gibi yapmalı, diğer ilimleri de o havuza akan arklar gibi etmelidir. Ve eğer kişi malumatını esas alırsa, o malumat ve bilgileri, her birisi hakikatin bir kanalı olan muhtelif ilimlerden beslenmeli.
Üçüncüsü: İslam âlemi, Orta Çağın kültürel birikimini dinî birikim sanıyor; din ve varlık hakkında çağımıza uygun olarak bilim birikimini ve epistemolojisini oluşturamıyor. İşte Bediüzzaman bu sorun için de şöyle bir çözüm öneriyor: Geçmiş çağların derelerinde egemen olan garaz, düşmanlık ve üstün gelme arzusunu doğuran faktör; duygusallık, arzular ve güç idi. O zamanın insanlarını irşad için şiirsel ve duygusal hitabeler yeterli idi. Çünkü duyguları okşamak, insanların eğilimlerini etkilemek için vaiz ve hatip tarafından iddia edilen konuyu süslü ve parlak olarak göstermek. Veya gündemdeki o konuyu korkunç göstermek veya parlak tasvirlerle hayale hoş göstermek, güçlü ve açık delilin yerini tutar idi. Fakat bu çağımızda burhandan (akıl ve fenlerden) başkası insanları tatmin eden bir şey bulunmuyor.
-31% İndirimTarihin seyri seferinde milletler arenasında yer alan uluslar kendi kahramanlarını yetiştirerek cemiyet hayatına sunmuşlardır. Bunların ulus devlet anlayışıyla gelecek nesillerin istifadesine sunulması tarih bilincinin gelişmesine ve yerleşmesine katkıda bulunacaktır. Bu vesileyle bağımsızlığın ilk günlerinde Azerbaycan Devleti kamu düzeninin sağlanması ve adli sistemin tam manasıyla işlerlik kazanabilmesi için Şemşir Aliyev gibi kahramanları görevlendirmiştir. Bu görevlendirmenin adı Şahlaroğlu Şemşir Aliyev Beydir. Kendisi Azerbaycan’ın, Sovyetlerden Birliğinden ayrılarak bağımsızlığını kazanmasından sonra göreve gelen ilk müstakil başsavcısıdır. En büyük talihsizliği mesleğinin ilk yıllarında Sovyetlerden kalma hantal bürokrasi ve suç örgütleriyle uğraşmak zorunda kalması olmuştur.
Şemşir Aliyev Beyin içinde bulunduğu şartlar namüsait olsa bile kendisi son derece gözü kara vatansever birisidir. Mübarek vatan toprağına çöreklenen suç örgütlerini temizlemek ve adaleti hâkim kılmak için taşın altına elini değil gövdesini koymuştur. Daha anlaşılır bir ifadeyle; “Ya Devlet Başa Ya Kuzgun Leşe” demiştir. Kahraman Savcı Şemşir Aliyev Bey de yeni kurulan Bağımsız Azerbaycan Devletinin tarih sahnesinde yerini alarak ebediyen payidar olması için her türlü tehlikeyi göze almış. “Devleti Ebed Müddet Ülküsü”ne bağlı kalarak mafya vari suç örgütlerinin karşısına çıkmıştır. Gözünü daldan budaktan esirgemeyen kahraman savcımız, önce vatan parolası ile çıktığı yolda maalesef menfur bir suikast sonucu şahadet şerbetini içerek makamların en yücesine yürümüştür.
ZİYA ŞAHİN



Henüz inceleme yapılmadı.