Açıklama
| Baskı Tarihi | Haziran 2023 | Baskı Boyutu | 13,50 x 21,00 cm |
|---|---|---|---|
| Baskı Sayısı | 1. Baskı | Kağıt Cinsi | 2. Hamur |
| Cilt Tipi | Ciltsiz | Çevirmen | |
| Sayfa Sayısı | 330 | Yayın Dili | Türkçe |
₺300.00 ₺250.00
İbn Teymiyye hem bir muhaddis, hem bir müfessir, hem bir tarihçi, hem bir fakih kısacası hayatını ilme adamış bir şahsiyettir. O yoğun bir ilmi birikime sahip, aklî ve naklî ilimlere derinlemesine vakıf bir İslâm âlimidir. Hazırlamış olduğumuz bu eserde müteahhirîn selefiyenin önemli temsilcisi kabul edilen İbn Teymiyye’nin, akıl ve nakil anlayışı üzerinde durulmuştur. Muhafazakâr ve tenkitçi kişiliğiyle İslâm düşüncesindeki aklî yönelimlere karşı çıkan bir ilim adamı olarak takdim edilen İbn Teymiyye aslında gelenekçi çizgiye açılımlar ve yenilikler getirmeye çalışmıştır. O sahih nakil ile salim aklın birbirine zıt olmayacağı tezini savunmuş, aklın naklin hizmetinde ve ona uygun olması gerektiğini belirtmiş, İslâm dinini anlama ve yaşama konusunda Kur’an ve sünnetin önemine dikkat çekmiştir. İbn Teymiyye kendi döneminde ve öncesinde Müslüman aklını tehdit eden felsefi cereyanların zararlarını yok etmek için yoğun felsefi faaliyet göstermiştir. Onun hem kendi yaşadığı döneme hem de sonraki dönemlere etkisi büyük olmuştur. Birçok kişi ve hareket ondan etkilenmiş, birikimi ve ortaya koyduğu aksiyondan dolayı birçok kişi de ona cephe almıştır.
| Baskı Tarihi | Haziran 2023 | Baskı Boyutu | 13,50 x 21,00 cm |
|---|---|---|---|
| Baskı Sayısı | 1. Baskı | Kağıt Cinsi | 2. Hamur |
| Cilt Tipi | Ciltsiz | Çevirmen | |
| Sayfa Sayısı | 330 | Yayın Dili | Türkçe |
Sadece bu ürünü satın almış olan müşteriler yorum yapabilir.
-35% İndirimTürk halk oyunları hususunda birtakım öneriler ortaya koymanın bir hayli zor ve çetrefilli bir konu olduğu açıkça bilinmektedir. Çünkü ne söylenirse söylensin mutlaka birçok odaktan olumsuz eleştiriler ve ortaya konan fikirlere, ideolojik bağlamda karşısında duran grupların olduğu da bilinmektedir. Uzun zamandan beri Türkiye’de araştırılmayan, tartışmalı konular üzerinde görüşler ortaya konulduğu zaman mutlaka karşı duruşlar ve aksini savunanlar olmuştur. Bunun yanında ortaya konulan fikirler, karşı duranlar tarafından genellikle küçümsenmiş ve horlanmıştır. Bu durumun oluşturduğu çekimser havaya bağlı olarak birçok husus sürekli hasıraltı edilmiştir. Yıllardan beri bu tür tartışmalı hususlar hakkında araştırmacılar da görüşlerini dile getirmeye pek cesaret edememiştir.
Biz de böylesi tartışmaya açık olan bir kültür öğesi hakkında, yani Harput havzası müzik ve oyun kültürü hakkında her türlü tartışmalara açık olarak görüşlerimizi dile getirmeye çalıştık. Harput havzası halk oyunlarında tespit edebildiğimiz çok eski Türk kültür unsurlarını ortaya koymaya çalıştık. Söz konusu olan tespitlerin önemli bir kısmının yeryüzünde diğer milletin kültürel uygulamalarında da rastlamak pek âlâ mümkündür. Çünkü aynı kökenden doğup gelişen, çoğalan ve yeryüzünün her yanına yayılan insanoğlunun çok doğaldır ki birçok kültür unsuru da birbirine benzeyecektir. Kültürlerde bu tür benzerlikler vardır diye araştırmacıların, topluluklardaki kültürel gelişmeleri, değişmeleri incelemesi ve elde edilen veriler ışığında çeşitli görüşler ortaya koyması da hiç bitmeyecektir. Nasıl ki akraba toplulukların dilleri birbirlerine benziyor diye dil araştırmaları bitmiyorsa birbirine çok benziyor diye halk oyunları gibi kültürel öğeler hakkındaki araştırmalar da bitmemelidir.
-32% İndirimMühendis:
Peki hocam, ilginiz ve cevabınız için teşekkürler. Yordum sizi. Hakkınızı helal ediniz lütfen. Selametle kalın… İki yazıyı da tekrar okudum, dün gece de okumuştum, ama kalın kafalılığımdan olsa gerek anlayamadığım noktalar oldu. Ayrıca tanıttığınız videoyu da seyrettim. Ama:
Bahaeddin Hoca’mın Allah tasavvurunu, ALLAH deyince ne kastettiğini, Nevzat Bey’in argümanlarına eleştirileri haklı ama Bahaeddin Hoca’nın kendisinin Allah’ı nasıl ispat edebildiğini…
Madde yaratılmış mı ezeli mi? Veya böyle bir soru, Sayın Hocama göre doğru mu yanlış mı? Doğru ise cevabı ne, yanlışsa hangi açıdan yanlış ve bu soruyu nasıl doğru soru olarak sorabilirdim, gibi sorularımdan hala kurtulamıyorum.
Kalın kafalı olabilirim, anlayışı kıt da olabilirim; ama kıt kafalı birisine de hocam engin birikimiyle bir el atamaz mı, daha alt seviyeye inerek de olsa yeniden kısa da olsa medet edemez mi, diye içimden geçeni iletiyorum sayın hocam.
Sizin ifadelerinizden kendimce bir Allah inancı/tasavvuru/kavramı üretemiyorum kalın kafalılığımdan dolayı. Kızsanız da adeta mecburen yazıyorum bunları…
Ayrıca maddenin yaratılmışlığı/ezeliliği imanımı tekrar gözden geçirtecek kadar önemli benim dünyamda. (Yanlış olabilir ama kendi dünyamda durumumu sayın hocam ile paylaşıyor ve yardım bekliyorum.)
Adeta doğru ve sahih bir Allah inancı/tasavvuru/kavramı ve ezelilik/yaratılmışlık meselelerini anlayamazsam, kendime anlatamaz ve aklen ve kalben ikna ve tatmin olmazsam manen boğulacak, ölecek, başka diyarlara uçabilecek bir halette hissediyorum. Manevi yardıma muhtaç haldeyim. (Başka bir kişi veya kaynak önerseniz ona da varım hocam.)
Bahaeddin Sağlam:
Madde bir terkiptir, dağılmaya patlatılmaya müsaittir; ezeli olamaz. Bu bir, bunu bil. Bugün hiçbir bilim adamı, maddenin ezeliyetini kabul etmiyor. O iddia 19. asırda kaldı.
Yaratma bir yazılımdır, etimolojik olarak şekil verme demektir; var etme demek değildir. Beş Anahtar Bilgi’nin İkinci Maddesinden bunu anlamalı idin. Termodinamiğin 1. yasasına göre enerji hep var. Ne yok olur ne var olur. Enerji Allah’ın sonsuz kudretidir. Allah, bir açıdan soyut olan ilmiyle, bugünkü tabir ile yazılımla, o enerjiye şekil verir yani yaratır.
Allah’ın Beni, soyut ilim ve bilinç demektir. Bu boyut, sonsuzdur, ezeli ve ebedidir. Rahman O’nun sonsuz somut versiyonudur, O da sonsuzdur. Varlık bir tanedir, Soyutuyla somutuyla Allah’tır. Beş Anahtar Bilgi’nin Beşinci Maddesinde bunu görmeli idin.
Soyutuyla somutuyla sonsuz Varlık olan Allah bize emaneten bir beden ve ruh yazılımı vermiş; bize ait olan sadece İradedir. Biz Ana Dosyanın çok küçük bir dosyasıyız. Ona bağlı olmak zorundayız, yoksa yok oluruz
-30% İndirimKaradeniz’in acısı, neşesi, aşkı, öfkesi bu kitapta
“KAPIDAN ÖMÜR GEÇER” OKURLARIYLA BULUŞUYOR
“İnsan da zaman gibi konup, göçüp gidiyor /
Anılar roman gibi bir oku ki ne diyor?”
Araştırmacı Hızır Canbaz’ın ilk kitabı “Kapıdan Ömür Geçer”, okurlarını bekliyor. Hemşinlilerin aşklarını, hasretlerini, acılarını, neşelerini, horonlarını anlatan kitap, yöre insanının destanlarını, atışmalarını, türkülerini gelecek kuşaklara aktaracak bir belge aynı zamanda.
“Söz uçar, yazı kalır” demiş atalarımız. İnsanlık tarihinin böylesi ilerleyebilmesinin en temel nedeni, kuşkusuz yazı. Onun sayesinde bilgilerin, kültürün kuşaktan kuşağa aktarılabilmesi. Araştırmacı Hızır Canbaz’ın “Kapıdan Ömür Geçer” adlı ilk kitabı da Hemşin tarihinin yıllara meydan okumasını sağlıyor. 40 yıllık bir emeğin sonucu olan kitap, Hemşinlilerin aşklarını, kavgalarını, acılarını, neşelerini, horonlarını, dün ve bugünlerini anlatıyor. Üstelik yine Hemşinlilerin meşhur atışmaları, türküleri, ağıtları, destanları üzerinden.
TÜRKÜLERLE, DESTANLARLA BÜYÜDÜM
Hızır Canbaz, türkülere meraklı bir Hemşinli. Hemşin kültürüne ait eserleri biriktirmeye çocukluğundan başlıyor. Canbaz, “Henüz yedi yaşındaydım. Çamlıhemşin Kale Köyü’nde ot biçim zamanıydı. Sesleri birbirleriyle uyumlu olan kadınlar eşleşmiş, karşılıklı türkü söylüyorlardı. Sanki bir senfoni olmuştu. Sevdayı, hasreti, Hemşin’deki hayatı anlatıyorlardı. Her bir dörtlüğün yaşamda karşılığı vardı, sözler derindi. Yedi yaşımda işittiğim bu dörtlüklere, atma türkülere, destanlara duyduğum merak da benimle birlikte büyüdü” diyor.
40 YILLIK BİR ÇALIŞMANIN ESERİ
Hızır Canbaz, duyduklarını, dinlediklerini ölümsüzleştirmek için belleğine kazımakla kalmayıp kâğıtlara döküyor. Kitap için yaptığı çalışmayı ise, “Hemşin’in cefakâr ve fedakâr kadınlarından, erkeklerinden hikâyeler dinledim. Söyledikleri türkülere kulak verdim. Kimisi kavuşamadığı sevdasını, kimisi genç yaşta kaybettiği çocuğunu, kimisi öfkesini, kimisi mutluluğunu kimisi de kederini bu türkülerle dile getirdi. Çoğu da anılarıyla beraber bu dünyadan göçüp gitti. Ben de istedim ki bu türküleri, destanları herkes duysun, sadece belleğimizde kalmasın. Aflarına sığınarak kitaba kendi yüreğimden dökülenleri de koydum” diyerek anlatıyor son sözü Hemşin’den yankılanan bir mısraya bırakırken:
“İnsan da zaman gibi konup, göçüp gidiyor /
Anılar roman gibi bir oku ki ne diyor?”
Kitaba, internetten ulaşabilirsiniz.
—-
HIZIR CANBAZ
1964 yılında Rize’nin Pazar ilçesinde doğdu. İlk, orta ve lise eğitimini Pazar’da tamamladı. 1984-1988 yıllarında Atatürk Üniversitesi Fen Fakültesi Kimya Bölümü’nden kimyager olarak mezun oldu. Ambalaj sektöründe serbest olarak çalışmakta.
Pazar Lisesi, Atatürk Üniversitesi, Ankara Kale Derneği, İstanbul Hemşin Derneği, İstanbul Çayeli Derneği, İstanbul Pazarlılar Derneği ve Marmara Üniversitesi’nde tulumla halk oyunları ekiplerini çalıştırdı. 1983 yılından beri Hemşin yöresinin türkü, destan ve atma türkülerini topluyor. Aynı zamanda kendisi de türkü yazıyor.
2016 yılında Kalan Müzik’ten “Varoşun Çiçekleri”, 2018 yılında Cinan Müzik’ten “Yessir O Gözleruna”, 2021’de de “İkbal” albümlerini çıkardı. Rıdvan Yılmaz’la “İşte Tulum İşte Horon”, Remzi Bekâr’la “ Yine Şanlandı Tulum” Mahmut Turan’la “Karadeniz Ezgileri” albümlerinde birlikte çalıştı. MESAM üyesi.
-31% İndirimTarihin seyri seferinde milletler arenasında yer alan uluslar kendi kahramanlarını yetiştirerek cemiyet hayatına sunmuşlardır. Bunların ulus devlet anlayışıyla gelecek nesillerin istifadesine sunulması tarih bilincinin gelişmesine ve yerleşmesine katkıda bulunacaktır. Bu vesileyle bağımsızlığın ilk günlerinde Azerbaycan Devleti kamu düzeninin sağlanması ve adli sistemin tam manasıyla işlerlik kazanabilmesi için Şemşir Aliyev gibi kahramanları görevlendirmiştir. Bu görevlendirmenin adı Şahlaroğlu Şemşir Aliyev Beydir. Kendisi Azerbaycan’ın, Sovyetlerden Birliğinden ayrılarak bağımsızlığını kazanmasından sonra göreve gelen ilk müstakil başsavcısıdır. En büyük talihsizliği mesleğinin ilk yıllarında Sovyetlerden kalma hantal bürokrasi ve suç örgütleriyle uğraşmak zorunda kalması olmuştur.
Şemşir Aliyev Beyin içinde bulunduğu şartlar namüsait olsa bile kendisi son derece gözü kara vatansever birisidir. Mübarek vatan toprağına çöreklenen suç örgütlerini temizlemek ve adaleti hâkim kılmak için taşın altına elini değil gövdesini koymuştur. Daha anlaşılır bir ifadeyle; “Ya Devlet Başa Ya Kuzgun Leşe” demiştir. Kahraman Savcı Şemşir Aliyev Bey de yeni kurulan Bağımsız Azerbaycan Devletinin tarih sahnesinde yerini alarak ebediyen payidar olması için her türlü tehlikeyi göze almış. “Devleti Ebed Müddet Ülküsü”ne bağlı kalarak mafya vari suç örgütlerinin karşısına çıkmıştır. Gözünü daldan budaktan esirgemeyen kahraman savcımız, önce vatan parolası ile çıktığı yolda maalesef menfur bir suikast sonucu şahadet şerbetini içerek makamların en yücesine yürümüştür.
ZİYA ŞAHİN



Henüz inceleme yapılmadı.